29 Kasım 2009
Teknoloji Her Yerde
Evet artık dün itibariyle buna karar verdim. Nie bu kadar geç fark ettin diyebilirsiniz ama bir teknoloji özürlüsü olarak hiç tasvip etmezdim böyle şeyleri. Ama dün Meloların evinde rakı sofrası kurmuşken bir de baktım Kuti karşımda duruyor. Kuti kim diyecek olursanız ise anlatiim. Kutinin değeri paha biçilimezdir. Herkesin kalbinde ayrı bir yeri vardır. Niye tam bilinmez gerçi. Belki kunteper canavarı olduğu için!!! Belki bir ingiliz beyfendisi gibi giyinip, ingiliz karliyet asaliyetine sahip olduğundan falan filan.
Rakı sofrasına dönelim. Oturmuş rakılarımızı koyarken birde baktım İngilterede master yapmakta bulunan Kutiyle karşılıklı içiyoruz bildiğin. Kafası aynı boyutta yani koca ekranı kaplıo. Sorularımıza cevap veriyor, kadeh tokuşturuyoruz. Bir anda olsa kendi adıma söyliiim acaib duygulandım. Sonra da gece yatmadan önce bütün bunları düşündüm.
Bizim ailelerimizin zamanında televizyonu bırak, elektriği zor buluyorlarmış. Kolayı geç, yıkanmak için sıcak su bulamıyorlarmış. Bu dediklerimde 40 yıl önce yaşanıyor. Babamın yakın zamanlarda bir yerlerde duyduğu gibi “teknolojik gelişmeleri en sık yaşayan kuşak bizimdir (yani 60 kuşağı)”. Gerçekten de çok korkutucu bir şekilde ilerliyor teknoloji. Dönüp araştırdığımda eski zamanlardaki haberleşmeleri, yazışmaları vs. bana göre onların daha büyük bir anlamı var.
Düşünsenize başka bir şehirdeki sevgiline mektup yazıyorsun, ona ne kadar sürede gideceği belli değil, 2 hafta, 3 hafta ya da 1 ay. Sonra o mektubu alcakda ,okucakda, yazcakda. Bir o kadar süre daha geçcek. Böylece aranızdaki bağ daha da güçlenecek, daha bir anlam kazancak. Şimdi ise aç msni, aç facebooku hemen canlı bağlan. Hal böyle oluncada ilişkinin sağlığı bozulcak, özlem olmayacak ve ilişkinin süresi azalacak. Bilmiyorum, artık özel diye bir şey kalmadı gibi. Herkes internette bir şeylerini paylaşıyorlar, dağıtıyorlar, veriyorlar cart curt.
Ama tabii rakı sofrası gibi durumlarda da iyiki bulunmuş böyle bir şey diyorum. Galiba insan oğlu olarak her şeyi abarttığımız gibi bu teknoloji konusunuda abarttık ve eski değerlerimizi yitirdik. Nerde o eski bayramlar, nerde o eski aşklar, nerde o eski arkadaşlıklar. Peeehhh
DŞŞ
Rakı sofrasına dönelim. Oturmuş rakılarımızı koyarken birde baktım İngilterede master yapmakta bulunan Kutiyle karşılıklı içiyoruz bildiğin. Kafası aynı boyutta yani koca ekranı kaplıo. Sorularımıza cevap veriyor, kadeh tokuşturuyoruz. Bir anda olsa kendi adıma söyliiim acaib duygulandım. Sonra da gece yatmadan önce bütün bunları düşündüm.
Bizim ailelerimizin zamanında televizyonu bırak, elektriği zor buluyorlarmış. Kolayı geç, yıkanmak için sıcak su bulamıyorlarmış. Bu dediklerimde 40 yıl önce yaşanıyor. Babamın yakın zamanlarda bir yerlerde duyduğu gibi “teknolojik gelişmeleri en sık yaşayan kuşak bizimdir (yani 60 kuşağı)”. Gerçekten de çok korkutucu bir şekilde ilerliyor teknoloji. Dönüp araştırdığımda eski zamanlardaki haberleşmeleri, yazışmaları vs. bana göre onların daha büyük bir anlamı var.
Düşünsenize başka bir şehirdeki sevgiline mektup yazıyorsun, ona ne kadar sürede gideceği belli değil, 2 hafta, 3 hafta ya da 1 ay. Sonra o mektubu alcakda ,okucakda, yazcakda. Bir o kadar süre daha geçcek. Böylece aranızdaki bağ daha da güçlenecek, daha bir anlam kazancak. Şimdi ise aç msni, aç facebooku hemen canlı bağlan. Hal böyle oluncada ilişkinin sağlığı bozulcak, özlem olmayacak ve ilişkinin süresi azalacak. Bilmiyorum, artık özel diye bir şey kalmadı gibi. Herkes internette bir şeylerini paylaşıyorlar, dağıtıyorlar, veriyorlar cart curt.
Ama tabii rakı sofrası gibi durumlarda da iyiki bulunmuş böyle bir şey diyorum. Galiba insan oğlu olarak her şeyi abarttığımız gibi bu teknoloji konusunuda abarttık ve eski değerlerimizi yitirdik. Nerde o eski bayramlar, nerde o eski aşklar, nerde o eski arkadaşlıklar. Peeehhh
DŞŞ
24 Kasım 2009
Giriş-Gelişme-Sonuç
Ve geldik işin en zor kısmına. Yani ilkokulda öğrettikleri gibi giriş paragrafı yazmaya daha doğrusu ilk yazımızı yazmaya. Bir yazıda olduğu gibi hayatta da ilk izlenim önemli o yüzden bu yazıyı yazarken anlamsız bir kasıntı durumuna girdik hep beraber. Sonra dedik ki s….. et ne düşünüyorsak, ne istiyorsak onları yazalım.
Gelelim blog’un adına, duvardaki şişman şişeler. Valla açık söylemek gerekirse hiç bir anlamı yok, msnde beyin fırtınası yaparken bir anda çıkıverdi. Tabii sonra da anlam yüklenmeye başlandı doğal olarak. Şişman şişeler bizi temsil ediyor, bu arada çoğul konuşmamdan anlayacağınız üzere “biz kaç kişiyiz” sorusu gelebilir. Onuda hemen açıklığa kavuşturalım, bu blogda 5, evet yanlış duymadınız tam tamına 5 yazarınız olacak.
Kendine has, hayatı hep bir felsefi açıdan eleştiren ve bu sayede genç kızları kendine hayran bırakan Fırat Olcay. Spor bilgisiyle herkesi şaşırtan, geleceğin Ercan Taner’i gözüyle bakılan Kabasakal Ege Şenkutlu. Yaşlılığın verdiği bilgelik ve erdemle ağır başlılığın simgesi ton ton dedemiz, Onur Kutluoğlu. Politik görüşüyle kendine ta Amerika’dan düşman edinen ama kendi ülkesinde el bebek gül bebek geçinen Emre Özyıldız . Ve Başkentin tanınmış siması, onu hiç böyle duygusal, hiç böyle içten görmediniz tabii ki de Melih Çalış’dan bahsediyoruz.
Ortaya karışık her şeyden biraz bahsetmek istiyoruz burada. O yüzden o değerli vaktinizi bizim yazılarımıza ayırıp okuduğunuz için şimdiden teşekkür ederiz.
Duvardaki Şişman Şişeler
Gelelim blog’un adına, duvardaki şişman şişeler. Valla açık söylemek gerekirse hiç bir anlamı yok, msnde beyin fırtınası yaparken bir anda çıkıverdi. Tabii sonra da anlam yüklenmeye başlandı doğal olarak. Şişman şişeler bizi temsil ediyor, bu arada çoğul konuşmamdan anlayacağınız üzere “biz kaç kişiyiz” sorusu gelebilir. Onuda hemen açıklığa kavuşturalım, bu blogda 5, evet yanlış duymadınız tam tamına 5 yazarınız olacak.
Kendine has, hayatı hep bir felsefi açıdan eleştiren ve bu sayede genç kızları kendine hayran bırakan Fırat Olcay. Spor bilgisiyle herkesi şaşırtan, geleceğin Ercan Taner’i gözüyle bakılan Kabasakal Ege Şenkutlu. Yaşlılığın verdiği bilgelik ve erdemle ağır başlılığın simgesi ton ton dedemiz, Onur Kutluoğlu. Politik görüşüyle kendine ta Amerika’dan düşman edinen ama kendi ülkesinde el bebek gül bebek geçinen Emre Özyıldız . Ve Başkentin tanınmış siması, onu hiç böyle duygusal, hiç böyle içten görmediniz tabii ki de Melih Çalış’dan bahsediyoruz.
Ortaya karışık her şeyden biraz bahsetmek istiyoruz burada. O yüzden o değerli vaktinizi bizim yazılarımıza ayırıp okuduğunuz için şimdiden teşekkür ederiz.
Duvardaki Şişman Şişeler
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)